Arama Sonuçları
Bu sitede ara
Boş arama ile 65 sonuç bulundu
- MAL VE KAZANÇTAKİ ARTIŞI BİLDİRMEME SUÇU ŞİKAYET DİLEKÇESİ
ADANA NÖBETÇİ İCRA CEZA MAHKEMESİNE TAKİP BİLGİLERİ: Adana .. Genel İcra Müdürlüğü'nün .. esas sayılı dosyası ŞİKAYET EDEN (ALACAKLI) : İsim Soyisim (T.C. ) Adres VEKİLİ : Av. Esmanur KILIÇMAN ERDEM (Adana Barosu) Çınarlı Mah. İnönü Cad. Günep Kuruköprü İş Merkezi Kat:2 No:205 Seyhan/ADANA SANIK (BORÇLU): İsim Soyisim (T.C. ) Adres SUÇ : İcra İflas Kanunu madde 339'a göre, beyandan sonra mal ve kazançta olan tezayüdü bildirmeme KONU : Borçlunun mal ve kazançta olan artışı bildirmemesi sebebiyle hapsen tazyik talebimizdir. AÇIKLAMALAR: 1) Sanık hakkında mahkemece hükmedilen alacağımızdan dolayı ilamlı takibe geçilmiş ve takip kesinleşmiştir. Sanık, icra dosyasına mal beyanında bulunmamıştır. Sanık, ... isimli Şirketi'nde çalışıyor olmasına rağmen bu kazancını hiçbir mazereti olmaksızın, kasıtlı olarak bildirmemiş ve dosya borcunu ödememiştir. Bu nedenle işbu şikayetin yapılması zorunluluğu doğmuştur. DELİLLER : Adana .. Genel İcra Müdürlüğü'nün .. esas sayılı dosyası ve diğer yasal deliller. HUKUKİ SEBEP : İcra ve İflas Kanunu'nun 339.maddesi ve ilgili mevzuat. SONUÇ VE TALEP:Yukarıda izah edilen sebeplerle kazancındaki (gelirindeki) artışı bildirmeyen borçlunun 1 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin sanıktan tahsiline karar verilmesini vekaleten talep ederiz. 17.09.2026 Şikayet Eden Vekili Av. Esmanur KILIÇMAN ERDEM
- MAL VE KAZANÇTA ARTIŞI BİLDİRMEME SUÇUNUN OLUŞMASI İÇİN TAKİP TARİHİNDEKİ ASIL ALACAK MİKTARININ BRÜT ASGARİ ÜCRETİN ÜSTÜNDE OLMASI GEREKİR.
YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ 2024/5924 E., 2024/7270 K. sayılı İçtihat Metni "Beyandan sonra mal ve kazançta artışı bildirmemek suçundan sanık ...'nun, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 339. maddesi uyarınca 10 güne kadar disiplin hapsi ile cezalandırılmasına dair Kayseri 3. İcra Ceza Mahkemesinin 20.03.2023 tarihli ve 2023/14 Esas, 2023/54 Sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Kayseri 4. İcra Ceza Mahkemesinin 04.04.2023 tarihli ve 2023/15 değişik iş sayılı kararını takiben, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, takibe konu asıl alacak miktarının (12.000,00 Türk Lirası) 6217 sayılı Kanunun 6. maddesi ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 354/4. maddesinde belirtilen miktardan (Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarı) az olduğundan bahisle önceki hükümde verilen cezanın düşürülmesine yönelik Kayseri 3. İcra Ceza Mahkemesinin 24.07.2023 tarihli ve 2023/14 Esas, 2023/54 Sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine dair mercii Kayseri 4. İcra Ceza Mahkemesinin 14.12.2023 tarihli ve 2023/96 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 14.05.2024 gün ve 94660652-105-38-1239-2024-KYB sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2024 gün ve KYB-2024/58401 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu. Anılan ihbarnamede;Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 06.10.2020 tarihli ve 2020/4678 Esas, 2020/8135 Karar sayılı ilâmında yer alan "... suçun oluşumu için, takip tarihindeki asıl alacak miktarının brüt asgari ücretin üstünde olması gerektiği, İstanbul 36. İcra Müdürlüğünün 2018/40138 Esas sayılı dosyasındaki 15.11.2018 tarihli takibe konulan asıl alacak miktarının 1.155,00 Türk Lirası olduğu, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından 2018 yılı için belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının ise 2.029,50 Türk Lirası olduğu, takibe konulan asıl alacak miktarının 2018 yılı için belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kaldığı anlaşılmakla, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle... BOZULMASINA" şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, suçun oluşumu için, takip tarihindeki asıl alacak miktarının brüt asgari ücretin üstünde olması gerektiği, somut olayda 02.11.2020 tarihli takibe konulan asıl alacak miktarının 12.000,00 Türk Lirası olduğu, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından 2020 yılı için belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının ise 2.943,00 Türk Lirası olduğu, takibe konulan asıl alacak miktarının 2020 yılı için belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının üzerinde kaldığı anlaşılmakla, sigortalı ve maaşlı işe girdiği halde bunu icra dosyasına bildirmediği gerekçesiyle sanığın 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 339. maddesi uyarınca 10 güne kadar disiplin hapsi ile cezalandırılmasına dair Kayseri 3. İcra Ceza Mahkemesinin 20.03.2023 tarihli ve 2023/14 Esas, 2023/54 Sayılı kararının isabetli olduğu düşünülerek yapılan incelemede, 1- Dosya kapsamına göre, mahkemenin 20.03.2023 tarihli kararı ile dosyadan el çektiği, bu itibarla, anılan kararın 04.04.2023 tarihinde kesinleşmesini takiben, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, takibe konu asıl alacak miktarının (12.000,00 Türk Lirası) Esas No : 2024/5924 6217 sayılı Kanunun 6. maddesi ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 354/4. maddesinde belirtilen miktardan az olduğundan bahisle önceki hükümde verilen cezanın düşürülmesine yönelik Kayseri 3. İcra Ceza Mahkemesinin 24.07.2023 tarihli ve 2023/14 Esas, 2023/54 Sayılı ek kararının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu gözetilmeden, merciince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yerine esastan inceleme yapılarak itirazın reddine karar verilmesinde, 2- Kabule göre de, Kayseri 3. İcra Ceza Mahkemesinin 24.07.2023 tarihli ek kararında takibe konu 12.000,00 Türk Lirası alacak miktarının 2023 yılı için belirlenen en yüksek brüt asgari ücret tutarı olan 13.414,50 Türk Lirasından az olduğundan bahisle cezanın düşürülmesine karar verilmiş ise de, anılan Yargıtay ilâmında belirtildiği gibi suçun oluşumu için, takip tarihindeki asıl alacak miktarının brüt asgari ücretin üstünde olması gerektiği, 02.11.2020 tarihinde takibe konulan asıl alacak miktarının da 2020 yılı için belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarı olan 2.943,00 Türk Lirasının üstünde olduğu gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Kayseri 4. İcra Ceza Mahkemesinin 14.12.2023 tarihli ve 2023/96 değişik iş sayılı kararının, CMK’nın 309/4-a. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, 17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
- TARLADA YAPILAN KAZADA ZORUNLU TRAFİK SİGORTASININ SORUMLULUĞU VARDIR.
T.C YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ ESAS NO:2016/8717 KARAR NO:2019/4077 KARAR TARİHİ:03/04/2019 MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tahkim davası hakkında, Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılan başvuru üzerine, Komisyonu’n un kararına davalı tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine..... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce Dairemize gönderilmesi üzerine dosya incelendi. Gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili, 10.05.2011 tarihinde sigorta kuruluşu nezdinde sigortalı 27 NU 419 plakalı araç sürücüsü ...’ın tek taraflı ve %100 kusuru ile gerçekleşen trafik kazasında ... vefat etmiş olup başvuru sahiplerinin tek desteklerinden mahrum kaldıkları belirtilerek 200.000,00 TL poliçe limitinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, başvurunun reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Uyuşmazlık Hakem Heyetince, toplam 200.000 TL destekten yoksun kalma talebinin kabulüne karar verildiği; karara davalı vekili tarafından itiraz edildiği; İtiraz Hakem Heyetince kazanın karayolu sayılmayan yerde meydana geldiği gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiş; İtiraz Hakem Heyeti’nce Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 28.09.2015 tarih, K-2015/94912 sayılı kararının kaldırılmasına; başvuru sahiplerinin 09.04.2015 tarih, 2015/E.5716.33 sayılı uyuşmazlık dosyası ile davalı tarafa yöneltmiş oldukları başvuru taleplerinin reddine karar verilmiş; karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)’nun 2. maddesinde bu Kanunun, karayollarında uygulanacağı belirtildikten sonra, bu kural biraz daha genişletilerek aynı maddenin (a) ve (b) fıkralarındaki durumlarda da uygulanabileceği öngörülmüş; karayolu tanımına girmediği halde genel trafiğin kullanımına açık olan yerler “karayolu gibi” kabul edilmiştir. Bu bağlamda, karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler ile, erişme kontrollü karayolunda ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımlarında da, bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu haliyle, toplu trafiğin bulunduğu yerler ile karayoluyla bağlantısı olan yerlerin de bu kapsama alındığı belirtilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler gereğince kamunun yararlandığı tüm yollar karayolu tanımı içindedir. Bu açıdan karayolunda taşıt trafiğine kamu yönetimince izin verilip verilmemesi önemli olmayıp fiilen bu amaçla kullanılması yeterlidir. Yine karayolu zemininin asfalt, beton, taş veya toprak olması arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Bu açıdan köy, orman, dağ, bağlantı sağlayan tarla ve yayla yolları da karayoludur. Somut olayda; davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı olan traktör tarla içerisinde iken devrilmiş ve araç sürücüsü olan ...vefat etmiştir. Davacılardan Güllü’nün eşi, diğer davacıların babası olan müteveffanın desteğinden yoksun kalındığı gerekçesiyle destekten yoksun kalma tazminatının tahsili talep edilmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere; Karayolları Trafik Kanunu’nun uygulanması için kazanın mutlaka karayolunda meydana gelmesi gerekmeyip karayolu ile bağlantısı olan, karayolu sayılan bir alanda meydana gelmesi halinde de karayolunda meydana gelmiş gibi kabul edilmektedir. Davaya konu trafik kazasının meydana geldiği yerin (tarlanın) karayolu ile bağlantısı bulunmaktadır. 2918 sayılı KTK'nun 2. maddesi gereğince karayolu bağlantısı olduğundan kazanın meydana geldiği yer karayolu sayılan yerlerdendir. Bu nedenle meydana gelen zarar teminat kapsamındadır. Bu durumda zararın teminat kapsamında olduğu kabul edilerek toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hakem heyeti kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 03/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
- İlamsız takipte ise asile tebliğ asıldır.
YARGITAY 12. Hukuk Dairesi 2015/29329 E. , 2016/5671 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından başlatılan ilamsız icra takibinde borçlu, ödeme emrinin vekil yerine borçlu asile tebliğ edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek takibin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurmuş, mahkemece, tebligatın dayanak ilamdaki vekile yapılması gerektiğinden bahisle şikayetin kabulü ile borçlu asile çıkartılan ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir. Tebligat Kanunu'nun 11. ve Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddelerinde düzenlenen vekile tebligat zorunluluğu, ilamda gösterilen vekile ilişkindir. İlamsız takipte ise asile tebliğ asıldır. Somut olayda,...Aile Mahkemesi'nin 2013/1145 Esas sayılı dosyasında verilen 12/06/2014 tarihli ara kararına dayanılarak ilâmsız takip yapıldığı görülmektedir. Bu durumda, genel haciz yolu ile yapılan ilamsız takipte asile tebligat yapılması yeterli olduğundan mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Belediyelerle Taşınmaz Kiralamada 10 Yıl Kuralının Önemi
Belediyelerden ihale yoluyla kiralanan taşınmazların kira süresi, 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca en fazla 10 yıl olarak belirlenmiştir. Bu süreyi aşan sözleşmeler hukuken geçersiz sayılır. Bu kural, tacirler, şirketler ve esnaflar için önemli sonuçlar doğurur. Bu yazıda, 10 yıl kuralının neden önemli olduğunu, uygulamadaki etkilerini ve belediye kira sözleşmesi süreçlerinde dikkat edilmesi gereken noktaları ele alacağız. Belediyelerden taşınmaz kiralama ilan panosu 10 Yıl Kuralının Yasal Dayanağı ve Amacı 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu, kamu mallarının kiralanmasında şeffaflık ve kamu yararını koruma amacı güder. Kanun, belediyelerin taşınmazlarını ihale yoluyla kiralarken sözleşme süresinin 10 yılı geçmemesini şart koşar. Bu düzenlemenin temel amaçları şunlardır: Kamu kaynaklarının etkin kullanımı: Taşınmazların uzun süreli kiralanması, kamu mallarının verimli kullanılmasını engelleyebilir. Piyasa koşullarına uyum: 10 yıl sonunda kira bedelleri ve şartlar güncellenerek piyasa koşullarına uygun hale getirilebilir. Adil rekabet ortamı: Süre sınırlaması, yeni girişimcilerin ve esnafların da ihalelere katılmasını sağlar. Bu nedenle, belediye kira sözleşmesi imzalanırken süre sınırına dikkat edilmesi sözleşmenin geçerliliği açısından kritik öneme sahiptir. 10 Yıldan Uzun Süreli Sözleşmelerin Geçersizliği Kanun, 10 yıldan uzun süreli sözleşmeleri geçersiz sayar. Bu durumun pratikteki etkileri şu şekildedir: Sözleşmenin iptali: 10 yılı aşan kira sözleşmeleri mahkeme kararıyla iptal edilebilir. Belediye sözleşmelerinin feshi: Belediyeler, süresi aşan sözleşmeleri feshetmek zorunda kalabilir. Bu durum kiracı için beklenmedik sorunlar yaratır. Yeniden ihale zorunluluğu: Taşınmazlar, yeni şartlarla yeniden ihaleye çıkarılır. Bu da mevcut kiracıların sözleşme haklarını kaybetmesine yol açabilir. Örneğin, 12 yıl süreyle kiralanan bir işyeri 10 yıl sonunda belediye tarafından feshedilirse kiracı işyerini boşaltmak zorunda kalabilir. Belediye Kira Sözleşmesi Hazırlarken Dikkat Edilmesi Gerekenler Belediyelerle yapılan kira sözleşmelerinde, 10 yıl kuralının yanı sıra bazı önemli hususlara dikkat etmek gerekir: Süre sınırının net belirtilmesi: Sözleşmede kira süresi açıkça yazılmalıdır. Kira bedelinin güncellenme şartları: Kira artış oranları ve güncelleme mekanizmaları sözleşmede yer almalıdır. Sözleşmenin fesih koşulları: Belediye sözleşmelerinin feshi durumunda tarafların hak ve yükümlülükleri net olmalıdır. İhale şartlarına uygunluk: Sözleşme, ihale şartnamesine ve kanuna uygun hazırlanmalıdır. Bu önlemler, ileride yaşanabilecek hukuki anlaşmazlıkları önler ve tarafların haklarını korur. 10 Yıl Kuralının Tacirler ve Esnaflar Açısından Önemi Tacirler ve esnaflar için belediyelerden taşınmaz kiralamak, işlerini büyütmek ve sabit bir işyeri sağlamak açısından önemlidir. Ancak 10 yıl kuralı uzun vadeli planlama yaparken göz önünde bulundurulmalıdır: Yatırım planlaması: 10 yılın üzerinde yatırım yapmak risklidir çünkü sözleşme süresi sonunda kira hakkı sona erer. İş sürekliliği: Sözleşmenin feshi halinde işyeri kaybı yaşanabilir, bu da müşteri kaybına yol açar. Maliyet hesapları: Kira bedelinin 10 yıl sonunda yeniden belirlenmesi, maliyetlerde artışa neden olabilir. Örneğin, bir esnaf 15 yıl süreyle belediyeden işyeri kiralamak isterse bu talep kanunen reddedilir. Bu nedenle 10 yıl içinde iş planlarını tamamlamak ve yenileme süreçlerini takip etmek gerekir. Belediye Sözleşmelerinin Feshi ve Sonrası Belediye kira sözleşmelerinin feshi, taraflar için zorlu bir süreç olabilir. Fesih genellikle şu durumlarda gerçekleşir: Sözleşme süresinin 10 yılı aşması Kira bedelinin ödenmemesi Sözleşme şartlarının ihlali Fesih sonrası kiracının karşılaşabileceği durumlar: İşyerini boşaltma zorunluluğu Yeni kira sözleşmesi için ihaleye katılma gerekliliği Yatırımların karşılanamaması nedeniyle maddi kayıplar Bu nedenle, belediye kira sözleşmesi imzalanırken fesih koşulları dikkatle incelenmeli ve hukuki destek alınmalıdır. bununla ilgili emsal Danıştay kararı aşağıda yer almaktadır. Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2020/3962 E., 2023/566 K. "İçtihat Metni" T.C.D A N I Ş T A YONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2020/3962 Karar No:2023/566 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … İlçe Belediye Başkanlığı VEKİLLERİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :Dava konusu istem: Palandöken İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaz üzerinde davalı belediyece yaptırılan Kültür Merkezi içerisindeki, kafeterya, hamam, havuz, çocuk oyun alanı, kuaför, sauna ve fitness salonu bulunan işyerlerinin 19 yıl süreyle 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarıca kiralanması ihalelerinin davacı üzerinde bırakılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Encümen kararının iptaline dair … tarih ve … sayılı Encümen kararı ile … tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan işyerlerinin 19 yıl süreyle kiraya verilmesi ihalesinin davacı uhdesinde bırakıldığı, davacı ile davalı belediye arasında 15/02/2019 başlangıç tarihli kira sözleşmesi imzalandığı, … tarih ve … sayılı Palandöken Belediye Meclisi Kararı ile belediyeye ait taşınmazların 10 yıldan fazla süreyle kiralanamayacağı, davacının ilk yıl kira bedelini sözleşmenin imzalanmasından itibaren 15 gün içinde ödememesi ve işyeri inşaatı tamamlanmadan önce kira ihalesinin gerçekleştirilmesi sebebiyle kiralama ihalesinin iptal edilmesine karar verildiği, Palandöken Belediye Encümeni'nin … tarih ve … sayılı kararıyla da, söz konusu meclis kararı esas alınarak, aynı gerekçelerle Encümen'in … tarih ve … sayılı kararının 3. maddesinin ve bu maddeye istinaden davacı ile yapılan kira sözleşmesinin iptaline karar verildiği, bunun üzerine bakılan davanın açıldığı, Kiralanan taşınmazların davacıya tesliminin geciktiği ve davalı idarece 19/02/2019 tarihinde yer teslimi yapılarak bu tarihten geçerli olmak üzere kira sözleşmesinin imzalandığı, bu süreçte taraflar arasında ihtilaf olmadığı, davalı belediyede mülkiye müfettişince yapılan teftişte, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 64. maddesi uyarınca kira süresinin 10 yıldan fazla olamayacağı ve kiraya verilen taşınmazın kiralama ihalesinin, işyeri inşaatının tamamlanmadan yapıldığının tespit edildiği ve kira sözleşmesi uyarınca kira bedelinin 15 gün içinde peşin olarak ödenmesi gerektiği halde, bu süre içinde ilk yıl kira bedelinin ödenmemesi sebebiyle, dava konusu işlemlerle kiralama ihalesinin iptal edildiği, ancak kira süresinin davalı idarece belirlendiği, ihale şartnamesinde ve kira sözleşmesinde kira süresinin 19 yıl olarak belirlendiği, davacının bu şartnameye istinaden teklif verdiği, bunun tek taraflı fesih sebebi sayılamayacağı, davalı belediyece kira sözleşmesinin kanuna aykırı olarak 10 yıldan fazla belirlenmesi sebebiyle, öncelikle davacı kiracıya bir ihtarname gönderip sözleşmenin uyarlanarak, kira süresinin 10 yıla düşürülmesini talep etmesi, bu talebin davacı kiracı tarafından kabul edilmemesi halinde kira sözleşmesinin 10 yılı aşan kısmının fesih edebileceği, davalı belediyenin kendi kusurundan kaynaklanan bir sebepten dolayı kira sözleşmesini fesih edemeyeceği, diğer yandan, davacıya kiraya verilen taşınmazdaki yapının, davalı belediyece yüklenici firmadan 22/01/2019 tarihinde geçici kabulünün yapıldığı, ihalenin ise 19/04/2018 tarihinde yapıldığı, yapının inşası tamamlanmadan davalı belediyece ihaleye çıkıldığı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nda kiraya verilecek yapının inşası tamamlanmadan ihaleye çıkılamayacağına yönelik bir düzenleme olmadığı, aynı şekilde davalı belediyece hazırlanan ihale şartnamesinde de bu yönde bir düzenleme bulunmadığı, kiraya verilen taşınmazın sözleşmeye uygun olmaması ya da kullanıma hazır halde olmaması durumunda kiracının sözleşmeyi tek taraflı fesih etme hakkı bulunduğu, davalı belediyenin, yer teslimini geciktirdiği ve 2018 yılında yer teslimi yapılması gerekmekte iken 19/02/2019 tarihinde davacıya yer teslimi yapıldığı ve kira sözleşmesinin bu tarihte başladığı, bu hususta taraflar arasında bir ihtilaf olmadığı, sözleşmenin imzalanması ile birlikte ihale sürecinin tamamlandığı, tamamlanan bir ihalenin iptal edilmesinin söz konusu olamayacağı, davacı kiracının gerek ihale şartnamesinde gerekse kira sözleşmesinde belirlenen usul ve esaslara uymadığı yönünde bir tespit olmadığı, tamamen davalı idarenin kusurundan kaynaklanan sebeplerle ihalenin iptal edilemeyeceği ve kira sözleşmesinin fesih edilemeyeceği, kira bedelinin süresinde ödenmediği yönündeki iddianın ise kira sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin olup, adli yargı yerinin görev alanına girdiği anlaşıldığından, davalı idarenin kendi kusurundan kaynaklanan sebeple, davacı ile imzalanan kira sözleşmesinin fesih edilmesi ve kira sözleşmesine dayanak teşkil eden ihalenin feshine ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacının ihale neticesinde kiraladığı taşınmazın kira süresinin 10 yıldan fazla olamayacağı, buna rağmen kira süresinin 19 yıl olarak belirlendiği, ayrıca kiralanan taşınmazın henüz inşaatı tamamlanmadan kira ihalesi yapıldığı ve davacının kira bedelini süresinde ödemediği, bu sebeple dava konusu encümen kararı ile ihalenin iptal edildiği, meclis kararıyla da sözleşmenin fesih edildiği, işlemlerin hukuka uygun olduğu savunularak davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY :Mülkiyeti davalı idareye ait olan Erzurum ili, … Mahallesi, … ada … parselde kayıtlı olan Kültür Merkezi içerisinde bulunan kafeterya, hamam, havuz, çocuk oyun alanı, kuaför, sauna ve fitness salonundan oluşan iş yerinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca 19 yıl süreyle kiralanmasına ilişkin ihale davacının uhdesinde kalmış olup, davacı ve davalı idare arasında 15/02/2019 başlangıç tarihli kira sözleşmesi imzalanmıştır. Söz konusu ihalenin Erzurum Palandöken İlçe Belediye Meclisi'nin … tarih ve … sayılı kararı ile ihale bedelinin 15 gün içerisinde ödenmediği, 2886 sayılı Kanun'un 64. maddesine göre kira süresinin 10 yıldan fazla olamayacağı ve kira ihalesinin iş yeri inşaatı tamamlanmadan önce gerçekleştirildiği gerekçesi ileri sürülerek iptaline karar verilmiştir. Anılan Belediye Meclisi kararı uyarınca … tarih ve … sayılı Encümen kararı ile iş yerinin davacıya kiraya verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Encümen kararı ile iptal edilmiştir. Bunun üzerine … tarih ve … sayılı Meclis kararı ile …. tarih ve … sayılı Encümen kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT:2886 Sayılı Devlet İhale Kanununun "Kapsam" başlıklı 1. maddesinde genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin bu Kanunda yazılı hükümlere göre yürütüleceği, 45. maddesinde; Kanun'un 1. maddesinde yazılı işlerden, tahmin edilen bedeli her yıl Genel Bütçe Kanunu ile tespit edilecek tutarı geçmeyen ihalelerin açık teklif usulüyle yapılabileceği, düzenlemesi, "Kiralarda sözleşme süresi" başlıklı 64. maddesinde ise kiraya verilecek taşınır ve taşınmaz malların kira süresinin 10 (on) yıldan çok olamayacağı, üç yıldan fazla süre ile kiraya verme işlerinde, önceden Maliye Bakanlığı'ndan izin alınmasının şart olduğu, özel idare ve belediyeler için kendi özel kanunlarının uygulanacağı, üç yıldan fazla süre ile kiraya verme işlerinde, kira bedelinin her yıl şartname ve sözleşmesindeki esaslara göre yeniden tespit edileceği, "Ecrimisil ve tahliye" başlıklı 75. maddesinde ise kira sözleşmesinin bitim tarihinden itibaren, işgalin devam etmesi hâlinde, sözleşmede hüküm varsa ona göre hareket edileceği, aksi hâlde ecrimisil alınacağı, işgal edilen taşınmaz malın, idarenin talebi üzerine, bulunduğu yer mülkiye amirince en geç 15 gün içinde tahliye ettirilerek, idareye teslim edileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesinde tarafların, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilecekleri, 27. maddesinde ise Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu düzenlenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME:Aktarılan kurallara göre, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin 2886 sayılı Kanun'da yazılı hükümlere göre yürütüleceği, kiraya verilecek taşınır ve taşınmaz malların kira süresinin 10 (on) yıldan çok olamayacağı anlaşılmaktadır.İhaleye konu Kültür Merkezi içerisinde bulunan kafeterya, hamam, havuz, çocuk oyun alanı, kuaför, sauna ve fitness salonundan oluşan iş yerinin 19 yıl süreyle kiralanmasına ilişkin ihalenin davacı uhdesinde bırakılarak, davacı ile belediye arasında 15/02/2019 başlangıç tarihli kiralama sözleşmesinin imzalandığı, 2886 sayılı Kanun'a göre yapılacak kiralamaların en çok 10 yıl süreli olabileceği, ancak davaya konu kiralama ihalesinin açık hata niteliğindeki bir işlemle emredici mevzuat hükmüne aykırı şekilde 19 yıllığına yapıldığı anlaşıldığından, ihalenin iptaline ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla ihalenin iptaline yönelik dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık, anılan işlemlerin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararında ise hukukî isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU :Açıklanan nedenlerle; 1. Davalının temyiz isteminin kabulüne; 2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca ... İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. DAVANIN REDDİNE, 4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen …-TL ilk derece yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5. …-TL temyiz yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 6. Posta giderleri avansından artan tutarın davalı idareye iadesine, 7. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine, 8. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 14/02/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
- SİGORTACININ BİLGİLENDİRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ
YARGITAY 11. Hukuk Dairesi 2019/1676 E. , 2019/8202 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 10/01/2019 tarih ve 2017/1194-2019/37 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı ekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili; müvekkillerinin miras bırakanının dava dışı Halk Bankasından kullandığı kredi için davalı tarafından ferdi kaza sigortası poliçesi düzenlenmek suretiyle sigortalandığını, murisin 11.01.2014 tarihinde bir yakınının kullandığı motosiklette yolcu iken geçirdiği kazada hayatını kaybettiğini, müvekkillerince kredi bakiyesinin poliçe kapsamında ödenmesi yönündeki talebin davalı ... şirketince "murisin motosiklet kazasında vefat ettiği, Genel Şartların 6/a maddesi uyarınca poliçe teminatı kapsamı dışında kaldığı" gerekçesiyle talebin reddedildiğini, ancak acente konumundaki bankanın murisi bilgilendirmediğini, görüşme tutanağı düzenlenip müzakere edilmediğini, acentenin bu şekilde yasal yükümünü yerine getirmediğini ileri sürerek şimdilik 100 TL'nin tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili; poliçede sürücü veya yolcu olarak motosiklete binme eyleminin teminat dışında bırakıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, Dairemizin bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ilamındaki bozma gerekçeleri dikkate alınarak eksik evraklar mahkememizce getirtilip hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu aldırıldıktan sonra davacıların murisinin davalı Şirket ile aralarındaki tanzim edilen poliçenin kurulması esnasında davalı şirket tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacılar Hatice Özbakış için 12.500,00 TL, Mehmet Furkan Özbakış için 7.500,00 TL, Semih Özbakış için 7.500,00 TL, Emine Sultan Özbakış için 7.500,00 TL, Enes Özbakış için 7.500,00 TL, ... için 7.500,00 TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL maddi tazminatın 05/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, sigorta şirketinin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nın 1423. maddesinde, sigortacı ve acentasının sözleşmenin imzalanmasından önceki aydınlatma yükümlülüğü düzenlenmiş olup, maddenin 2. fıkrasında sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşmenin poliçedeki şartlarda yapılmış olacağı belirtilmiştir. Somut olayda; davacılar murisinin sigortalı sıfatıyla 30.12.2013 tarihli Esnaf Acil Destek Sigortası yaptırdığı, 11.01.2014 tarihinde motosiklet kazasında vefat ettiği, motosiklet kazası neticesinde rizikonun gerçekleşmesinin poliçe muafiyetleri kapsamında olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacılar, TTK'nın 1423. maddenin 2. fıkrası kapsamında sözleşmenin inikadından sonraki yasal süre içinde murislerinin sözleşmeye itiraz ettiğini iddia ve ispat etmediğine göre açık yasa hükmü gereği sözleşmenin poliçedeki şartlara uygun olarak yapıldığının kabulü gerekir. Bu durumda, poliçe muafiyetleri kapsamında davacıların sigorta tazminatı talep edememelerinde davalı ... şirketinin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı göz önüne alınmaksızın, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olmamış, kararın davalı yararına bozulmasını gerektirmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
- DASK TARAFINDAN EKSİK ÖDENEN DEPREM TAZMİNATINIZIN TAHSİLİ İÇİN DAVA AÇABİLİRSİNİZ.
DASK, 6 Şubat depremlerinde konutları hasar gören depremzedelere eski tarife üzerinden tazminat ödemektedir. Ancak hak sahiplerine yeni tarife üzerinden ödeme yapılması gerekmekte olup birçok hak sahibi, eksik tazminat aldığının farkında değildir. DASK, GÜNCELLENEN TARİFEYE GÖRE ÖDEME YAPMALIDIR. 25.11.2022 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğe göre betonarme yapılar için metrekare maliyet tutarı %100 arttırılarak 1508 TL'den 3016 TL'ye yükselmiştir. Buna göre bu tarihten sonra meydana gelen zararların tazmini yeni tarifeye göre yapılacaktır. 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sebebiyle oluşan zararın tazmininde DASK, konutu zarar gören depremzedelere eski tarife üzerinden ödeme yapmıştır. Bu durum sigortalılarda kafa karışıklığı yaratmıştır. Şöyle ki; DASK, yeni tarife yayınlanmadan önce zorunlu deprem sigortası yaptıranlara, yeni tarife yayımlandıktan sonra zeyilname yapılmamış ve ek prim ödenmemişse ise eski tarife üzerinden tazminat ödenmesi gerektiği yönünde bir tutum sergilemiştir. Ancak bu husus hukuka aykırı olduğu gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu ve ilgili mevzuatta sigortalıya, tarifenin artması sebebiyle zeyilname ile primlerin de arttırılması yönünde bir yükümlülük verilmemiştir. Aynı zamanda zeyilname düzenlenmesinin zorunlu olduğu belirtilen zorunlu sorumluluk sigortaları arasında zorunlu deprem sigortası yer almamaktadır. Kaldı ki, ülkemizde daha önce meydana gelen depremlerde (Van, İzmir, Elazığ depremleri) tarife değişikliği halinde depremzedelere yeni tarife üzerinden ödemeler yapılmıştır. 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde oluşan zararın büyüklüğü sebebiyle bu konu gündeme gelmiştir. Hak edilen tazminat bedelinin tespiti için hukuki yardım alınması gerekmektedir. Bu bedelin tahsili için dava açılabilir veya Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yapılabilir.
- ZDS'DEN KAYNAKLANAN TAZMİNAT HAKKINIZ İÇİN SİGORTA TAHKİM KOMİSYONUNA BAŞVURABİLİRSİNİZ.
ZORUNLU DEPREM SİGORTASINDAN KAYNAKLANAN TAZMİNAT HAKKINIZ İÇİN SİGORTA TAHKİM KOMİSYONUNA BAŞVURABİLİRSİNİZ. ZORUNLU DEPREM SİGORTASI NEDİR? Binalarda deprem sonucu meydana gelebilecek maddi zararların karşılanmasını teminen ve sigorta şirketlerince teminat verilemeyen veya teminat verilmesinde güçlükler bulunan çeşitli afetler ve riskler sonucu meydana gelebilecek maddi ve bedeni zararların karşılanabilmesini sağlayan bir deprem sigortasıdır. Afet Sigortaları Kanunu'nun 10. maddesine göre sigortalı, zorunlu deprem sigortasını yaptırmak ve bu sigortayı her yıl yenilemek zorundadır. Bu sigortanın esas ve uygulama usulleri 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu'nda ve Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartlarında düzenlenmiştir. DASK NEDİR? Doğal Afet Sigortaları Kurumu'nun baş harflerinin kısaltılmış hali DASK'tır. Zorunlu deprem sigortası DASK aracılığıyla yapılmaktadır. TÜM KONUTLAR ZORUNLU DEPREM SİGORTASI KAPSAMINDA MIDIR? Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamındaki bağımsız bölümler, tapuya kayıtlı ve özel mülkiyete tâbi taşınmazlar üzerinde mesken olarak inşa edilmiş binalar, bu binaların içinde yer alan ve ticarethane, büro ve benzeri amaçlarla kullanılan bağımsız bölümler ile doğal afetler nedeniyle devlet tarafından yaptırılan veya sağlanan kredi ile yapılan meskenler zorunlu deprem sigortasına tâbidir. Kamu Konutları Kanununa tâbi olan veya kamu hizmet binası olarak kullanılan binalar ve bağımsız bölümler, köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlarca köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yapılan binalar ile 634 sayılı Kanun kapsamında olsalar dahi tamamı ikamet dışı amaçlarla kullanılan binalar zorunlu deprem sigortasına tâbi değildir. ZDS, HANGİ ZARARLARI KARŞILAMAKTADIR? Zorunlu deprem sigortası, konutların yeniden yapım maliyetini karşılamaktadır. 22.11.2022 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğe göre betonarme yapılar için metre kare maliyet tutarı 3.016 TL olarak belirlenmiştir. Değişiklikten önceki tarifeye göre metre kare maliyet tutarı 1.508 TL idi. Ancak bu sigorta, konutların yeniden yapım maliyetinin bir kısmını ( azami 640.000 TL'ye kadar) karşılamaktadır. Bu nedenle konut sahipleri, konutun geri kalan yapım maliyeti için ihtiyari deprem sigortası yaptırmalıdır. DASK, GÜNCELLENEN TARİFEYE GÖRE ÖDEME YAPMALIDIR. 25.11.2022 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğe göre betonarme yapılar için metrekare maliyet tutarı %100 arttırılarak 1508 TL'den 3016 TL'ye yükselmiştir. Buna göre bu tarihten sonra meydana gelen zararların tazmini yeni tarifeye göre yapılacaktır. 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sebebiyle oluşan zararın tazmininde DASK, konutu zarar gören depremzedelere eski tarife üzerinden ödeme yapmıştır. Bu durum sigortalılarda kafa karışıklığı yaratmıştır. Şöyle ki; DASK, yeni tarife yayınlanmadan önce zorunlu deprem sigortası yaptıranlara, yeni tarife yayımlandıktan sonra zeyilname yapılmamış ve ek prim ödenmemişse ise eski tarife üzerinden tazminat ödenmesi gerektiği yönünde bir tutum sergilemiştir. Ancak bu husus hukuka aykırı olduğu gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu ve ilgili mevzuatta sigortalıya, tarifenin artması sebebiyle zeyilname ile primlerin de arttırılması yönünde bir yükümlülük verilmemiştir. Aynı zamanda zeyilname düzenlenmesinin zorunlu olduğu belirtilen zorunlu sorumluluk sigortaları arasında zorunlu deprem sigortası yer almamaktadır. Kaldı ki, ülkemizde daha önce meydana gelen depremlerde (Van, İzmir, Elazığ depremleri) tarife değişikliği halinde depremzedelere yeni tarife üzerinden ödemeler yapılmıştır. 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde oluşan zararın büyüklüğü sebebiyle bu konuda karışıklık yaşanmaktadır. *Bu hususta Sigorta Tahkim Komisyonundan lehe alınmış bir karar mevcut olup henüz kesinleşmemiştir. Bu konuda tarafımızca yapılan ve yargılaması devam eden başvurumuz da bulunmaktadır.
- KİRACININ KİRA BEDELİNİ 35 KURUŞ EKSİK ÖDEMESİ TAHLİYEYE ENGEL DEĞİLDİR.
YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ E. 2015/6655 K. 2015/10585 T. 1.12.2015 OTUZBEŞ KURUŞ EKSİK ÖDEME NEDENİYLE TEMERRÜDÜN GERÇEKLEŞECEĞİ (Kira Alacağının Tahsili Amacıyla Başlatılan Tahliye İstekli İcra Takibi/Bankanın Masraf Kesmesi Sebebiyle Davacı Hesabına Eksik Bedel Geçtiği - Borcun Miktarının Az ya da Çok Olmasının Temerrüt Olgusunun Gerçekleşmesini Engellemeyeceği/Temerrüt Sebebiyle Tahliyeye Karar Verilmesi Gerektiği) BORCUN MİKTARININ AZ YA DA ÇOK OLMASININ TEMERRÜT OLGUSUNUN GERÇEKLEŞMESİNİ ENGELLEMEMESİ ( Kira Alacağının Tahsili Amacıyla Başlatılan Tahliye İstekli İcra Takibi - Ödenmeyen Miktar 0,35 TL Olmasına Karşın Bu Miktar Hakkındaki İtirazın Kaldırılması ve Temerrüt Nedeniyle Tahliye Kararı Verileceği) KİRA ALACAĞININ TAHSİLİ AMACIYLA BAŞLATILAN TAHLİYE İSTEKLİ İCRA TAKİBİ (30 Gün İçinde Borcun Tümü Ödenmediğine Göre Temerrüdün Gerçekleştiği - Borç Miktarının Az veya Çok Olmasının Temerrüt Olgusunun Gerçekleşmesini Engellemeyeceği/Ödenmeyen Miktar 0,35 TL Olmasına Karşın Bu Miktar Hakkındaki İtirazın Kaldırılması ve Temerrüt Nedeniyle Tahliye Kararı Verilmesi Gereği) TEMERRÜT NEDENİYLE TAHLİYE (Borç Miktarının Az veya Çok Olması Temerrüt Olgusunun Gerçekleşmesini Engellemeyeceği/Bankanın Masraf Kesmesi Sebebiyle Davacı Hesabına 0,35 TL Eksik Bedel Geçtiği - Otuz Gün İçinde Borcun Tümü Ödenmediğinden Temerrüdün Gerçekleştiği Temerrüt Nedeniyle Tahliye Kararı Verilmesi Gereği) 2004/m. 269 ÖZET : Kira alacağının tahsili amacıyla başlatılan tahliye istekli icra takibinde 30 gün içinde borcun tümü ödenmediğine göre temerrüt gerçekleşmiştir. Borcun miktarının az ya da çok olması temerrüt olgusunun gerçekleşmesini engellemez. Bu sebeple Mahkemece, 0,35 TL üzerinden itirazın kaldırılmasına ve temerrüt sebebiyle tahliyeye karar verilmesi gerekir. DAVA : İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR : Davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında kira alacağının tahsili amacıyla tahliye istekli olarak başlatılmış olan icra takibi sebebiyle düzenlenen ödeme emrine davalı borçlunun yasal süresinde itiraz etmesi üzerine davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması,takibin devamı ve tahliye isteminde bulunmuştur. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar arasında 01.04.2009 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi düzenlendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Alacaklı tarafından kiracı borçlu hakkında İstanbul Anadolu 2.İcra Müdürlüğünün 2014/25088 esas sayılı takip dosyasında,15.12.2014 tarihli takip talebi ile; aylık 500'er TL'den 2014 Nisan ve Haziran ayları kira farkı toplamı 1.000 TL'nin 55,11 TL işlemiş faiziyle birlikte tahsili ve tahliye isteminde bulunduğu, davalı borçlunun süresi içinde vermiş olduğu itiraz dilekçesinde “...alacaklıya borcu olmadığını,Nisan ve Haziran 2014 ayları kira bedeli olan toplam 2.600 TL'nin alacaklının banka hesabına havale edildiğini belirterek borca itiraz ettiği ,davacı alacaklı tarafından İcra Mahkemesinde itirazın kaldırılması ve tahliye davası açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece, takip konusu aylar kira parasının takipden önce ödendiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davalı tarafından takipden önce 2.4.2014 tarihinde 1.300,65 TL ve 9.6.2014 tarihinde 1.300 TL ödendiği savunulmuştur. Ancak,dosyada bulunan ödeme belgeleri incelendiğinde,davalı tarafça 2.4.2014 tarihinde davacı hesabına 1.299,65 TL, 9.6.2014 tarihinde 1.300 TL ödendiği görülmüştür. Davalı tarafça 2.4.2014 tarihinde 1.300,65 TL yatırıldığı bankanın 1,00 TL masraf kesmesi sebebiyle davacı hesabına 1.299,65 TL geçtiği,2014 Nisan kirasının 35 kuruş eksik ödendiği anlaşılmıştır. Mahkemece,0,35 TL eksik ödeme sebebiyle temerrüt gerçekleşmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de,davacı alacaklı tarafından 15.12.2014 tarihinde başlatılan takip üzerine davalıya ödeme emri gönderilmiş ve borcun ödenmesi için 30 günlük süre verilmiştir. Davalı borçlu borcu olmadığını belirterek borca itiraz etmiş,ancak verilen bu 30 günlük süreye rağmen davacı hesabına eksik ödenen 0,35 TL yi ödememiştir.30 gün içinde borcun tümü ödenmediğine göre temerrüt gerçekleşmiştir. Borcun miktarının az ya da çok olması temerrüt olgusunun gerçekleşmesini engellemez. Bu sebeple Mahkemece, 0,35 TL üzerinden itirazın kaldırılmasına ve temerrüt sebebiyle tahliyeye karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacının temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 Sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 ve İİK.nın 366.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 01.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
- BANKA, KREDİLİ KONUTA AİT DASK POLİÇESİNİ YENİLEMEMESİ SEBEBİYLE KUSURLUDUR.
YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2018/6356 Karar Numarası: 2020/5863 Karar Tarihi: 20.10.2020 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkilinin ... Merkez ... Mahallesi, 54 pafta, 279 ada, 11 parsel nolu tapuda kain dairesini davalı bankadan konut kredisi kullanmak sureti ile satın aldığını, 23/10/2011 ve 09/11/2011 tarihlerinde meydana gelen depremlerde binanın hasar gördüğünü ve hakkında yıkım kararı verildiğini, davalı bankanın davalı sigorta şirketini aracı kılarak davaya konu konutun DASK poliçesini yaptığını ancak süresi bittiği halde davalılar tarafından usulüne uygun şekilde yenilenmesinin sağlanmadığını, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkilinin uğramış olduğu 5.000,00 TL zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile dava değerini 45.276,00 TL'ye artırmıştır. Davalı ... Sigorta A.Ş vekili, davanın reddini savunmuş; diğer davalı süresinde davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, davalı sigorta şirketi yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle, davalı banka yönünden sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava, DASK poliçesinin yenilenmemesinden kaynaklanan maddi tazminatın kredi veren bankadan ve sigorta şirketinden tazmini istemine ilişkindir. Somut olayda davacı tarafından 08.09.2010 tarihli başvuru ile davalı bankadan 28.09.2010 tarihinde 60 ay vadeli konut kredisi kullanıldığı ve 16.09.2010 tarihinde davalı ... Sigorta A.Ş. tarafından DASK poliçesi düzenlendiği, poliçe süresi bitiminde poliçenin yenilenmediği anlaşılmış, Van ilinde 23/10/2011 ve 09/11/2011 tarihlerinde meydana gelen deprem nedeniyle dava konusu taşınmaz hasar görmüş; davacı tarafça poliçenin süresinde yenilenmemesinde davalıların kusurlu oldukları iddiası ile dava açılmış; mahkemece talimat yoluyla bankacı ve sigorta uzmanı bilirkişilerden oluşan heyetten alınan 10.12.2013 havale tarihli raporda davalı bankanın Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği gereğince yenilemeye ilişkin bildirim ve bilgilendirme yapmaması, diğer davalı sigorta şirketinin ise 587 sayılı Zorunlu Deprem Sigortasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 9.maddesi gereğince yeni bir sigorta yaptırma zorunluluğunu sözleşme sahibine bildirmemesi nedeniyle davalılar ile sigortalı davacının eşit oranda müterafik kusurlu olduğu belirtilmiş; mahkemece bunun üzerine inşaat mühendisi bilirkişiden alınan 10.02.2014 tarihli raporda davacıya ait taşınmazın yapım maliyeti 90.552,00 TL olarak tespit edilmiş; davacı vekilince %50 müterafik kusura göre dava değeri 45.276,00 TL'ye artırılmış; mahkemece davalı bankaca bilirkişi raporu itiraz dilekçesi ekinde davacıya bildirim yapıldığına dair sunulan CD'nin çözümü yaptırılarak yargılama sonucunda davalı bankanın bildirim yapması, poliçe yenilenmesinin davacının sorumluluğunda olması nedenleriyle davalı banka yönünden; davalı sigorta şirketinin poliçeyi Doğal Afet Sigortaları adına düzenlemesi nedeniyle husumet yokluğundan da davalı sigorta şirketi yönünden, davanın reddine karar verilmiştir. Sigorta poliçesinin yenilenmesi gereken tarih itibariyle yürürlükte bulunan Hazine Müsteşarlığı'nın 17/01/2009 tarih ve 27113 sayılı Resmi Gazete’de yayınladığı Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği’nin 5. maddesinin 2. fıkrasında zorunlu sigortalarda kredi süresi içerisinde yenileme sorumluluğunun kredi kullanana, yenilemeye ilişkin bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğunun ise kredi kuruluşuna ait olacağı düzenlenmesi yer almaktadır. 587 sayılı Zorunlu Deprem Sigortasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin “sigorta yapma ve yaptırma zorunluluğu” başlıklı 9. maddesinde “Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki bağımsız bölümler ve binalar için, malikler veya varsa intifa hakkı sahipleri tarafından zorunlu deprem sigortası yaptırılır. Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden sonra mesken olarak inşa edilecek bağımsız bölümler ve binalar için, ilgili mevzuat çerçevesinde inşaat ruhsatı alınmış olması kaydıyla, iskan izninden veya içinde yaşanmaya başlanmasından itibaren bir ay içinde zorunlu deprem sigortası yaptırılır. İlgili sigorta şirketi, sigorta sözleşmesinin bitiminden en az bir ay önce taahütlü mektup, telgraf ya da noter kanalıyla sözleşmenin sona ereceğini ve yeni bir sigorta yaptırma zorunluluğunu sözleşme sahiplerine bildirir. Sigorta sözleşmesinin, sona ermesinden itibaren bir ay içerisinde yenilenmemesi durumunda Kurumun sigortadan kaynaklanan sorumluluğu sona erer.” düzenlemesi yer almaktadır. Anılan Yönetmeliğe göre kredi süresi içerisinde yenileme yükümü kredi kullanana, yenilemeye ilişkin bildirim yapma sorumluluğu da kredi veren bankaya aittir. Her ne kadar mahkemece davalı bankanın çağrı merkezi kanalıyla gerekli bildirimi yaptığı kabul edilmiş ise de; yapılan konuşmanın tarihinin belirtilmediği, CD'nin çözümünün yapıldığı bilirkişi raporuna göre çağrı merkezi görevlisinin davacı asili biten hangi krediye dair aradığının net olmadığı gibi zorunlu sigorta sözleşmesinin yapılmamasının sonuçlarına dair yeterli ve açıklayıcı bilgiler de vermediği anlaşılmış, bu nedenle davalı bankaca usulüne uygun bildirimin yapıldığının kabulü doğru olmamıştır. Şu halde, yukarıda belirtilen yönetmelik hükümlerince, davalıların zorunlu olan bu sigortanın yenilenmesi için davacıya bilgilendirme yapmaları gerektiğinden kusurları vardır. Aynı zamanda davacı sigortalının da, zorunlu olan DASK sigortasının süresinin dolup dolmadığını takip etme ve sigortayı yeniletme konusunda kendisine düşen özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinden müterafik kusuru vardır. Bu durumda mahkemece somut olaya uygun bilirkişi heyet raporu esas alınarak karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 20/10/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. GÜNCELLEME: 31.12.2016 tarihli 29935 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliği'nin 7. maddesine göre bankalar, zorunlu deprem sigortasını yenilemek zorundadır. Tarifeden önce bankalara müterafik kusur verilirken Bu Tarifeye göre artık bankalara tam yükümlülük verilmiştir.
- ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA OTELDE AYNI ODADA KONAKLAMAK ZİNANIN İSPATI İÇİN YETERLİDİR.
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2010/22120 Karar Numarası: 2012/670 Karar Tarihi: 19.01.2012 MAHKEMESİ :Ankara 5. Aile Mahkemesi TARİHİ :15.9.2010 NUMARASI :Esas no:2009/414 Karar no:2010/1195 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm kadının ve kocanın açtığı boşanma davaları yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı kocanın temyiz itirazları yersizdir. 2-Davacı-davalı kadının temyizine gelince; Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle davalı-davacı kocanın dava açılmadan önce ve davanın devamı sırasında dahi başka kadınlarla birlikte otelde aynı odada kaldığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 161'nci maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmiştir. Davacı-davalı kadın evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı boşanma davasını, ıslahla öncelikle zina sebebine dayandırdığına göre, bu sebebe dayalı olarak boşanmaya karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte açıklanan sebeplerle davacı-davalı kadın yararına BOZULMASINA, davacı-davalı kadının bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, hükmün temyize konu diğer yönlerinin ise yukarıda 1.bentte gösterilen sebeplerle ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Murat'a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 73.90 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran Nuriye'ye geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 19.01.2012 MAHKEMESİ :Ankara 5. Aile Mahkemesi TARİHİ :15.9.2010 NUMARASI :Esas no:2009/414 Karar no:2010/1195 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm kadının ve kocanın açtığı boşanma davaları yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı kocanın temyiz itirazları yersizdir. 2-Davacı-davalı kadının temyizine gelince; Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle davalı-davacı kocanın dava açılmadan önce ve davanın devamı sırasında dahi başka kadınlarla birlikte otelde aynı odada kaldığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 161'nci maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmiştir. Davacı-davalı kadın evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı boşanma davasını, ıslahla öncelikle zina sebebine dayandırdığına göre, bu sebebe dayalı olarak boşanmaya karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte açıklanan sebeplerle davacı-davalı kadın yararına BOZULMASINA, davacı-davalı kadının bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, hükmün temyize konu diğer yönlerinin ise yukarıda 1.bentte gösterilen sebeplerle ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Murat'a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 73.90 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran Nuriye'ye geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
- ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA ZİNANIN İSPATI DURAKSAMAYA YER VERMEYECEK ŞEKİLDE GERÇEKLEŞMELİDİR.
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2015/19056 Karar Numarası: 2016/11165 Karar Tarihi: 06.06.2016 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından hükmün tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı erkek tarafından özel boşanma sebeplerinden zina sebebine dayanılarak (TMK m. 161) boşanma isteminde bulunulmuştur. Zina olayının mevcut sayılabilmesi için en önemli koşulu, "cinsel ilişkinin" varlığının kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış olmasıdır. Davalı kadının bir başka erkekle cinsel ilişkiye girdiği kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış değildir. Davalı kadının bir başka erkekle telefonda konuştuğu ancak konuşma içeriğinden, evlilik sırasında, bir başka erkekle cinsel birleşmenin gerçekleştiği anlaşılamamaktadır. Bu nedenle davalı kadının bu davranışları zina değil, "güven sarsıcı davranış" niteliğinde olup; Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi gereğince boşanmayı gerektiren kusurlu davranıştır. Davacı erkeğin Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine göre açılmış bir boşanma davası olmadığından; zina sebebiyle açılmış boşanma davasının reddi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.







